Her hafta başı, çocukları okula bırakıp gelirken mahalledeki süpermarkete uğramak adetim oldu. Aslında adetler ihtiyaçlardan doğuyor ama, boşverin siz onu, bu günlerde "içinde bulunduğun durumun hep pozitif yanlarını gör ve zevk almaya bak" modunda olduğum için, güzel güzel 'Bir Anne' lik vazifelerimi yapıyorum.
Çocuklarla okul ev arası birebir seyahatlarimizde (zira ikisi farklı zamanlarda çıkıyor okuldan) onlarla konuşup sohbet etme şansı buluyorum, birbirimizle daha çok birlikte olmak güzel. Ama yine de şu bumper stickerda yazanlar da, hep aklımın bir köşesinde: "My kids drive me crazy, I drive them everywhere else:))"
Neyse, makarna şöleni dedik yazımızın başlığına ya, hani bahsettiğim o sabah sabah market ziyaretlerimde gördüğüm kocaman bir pankartvari bir foto var ki marketin tavanından aşağıya sarkan, aç karnıma beni "eve git, makarna pişir, hem de aynı bu resimdeki gibi " hayallerine sokuyor her seferinde. Artık karşı koyamadım bu hayale.
Şaka bir yana, gerçekten insan aç değilse bile, hiç sevmediği bir şey bile olsa nasıl allayıp pulluyorlar ama, şaşılacak şeydir.
Not: Bu yazıyı bundan 2 sene önce yazmışım, draftta gördüm ve yayınlamadan edemedim. Yazıda değinmek istediğim büyük ihtimal Amerika'nın allayıp pullamakta üstüne olmayan bir memleket olduğuydu sanırım. Lafı oraya getirecektim sanırım. Ama getirmemişim, kalmış:)
Makarnanın nasıl yapıldığı ise keyfinize kalmış. Beni market pankartı harekete geçirmiş. Bakalım benim fotolar sizi harekete geçirecek kadar etkili mi? :)
01 Ekim 2012
Makarna Şöleni
Yazan: Bir Anne 2 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Kolay Yemekler, Makarna
25 Şubat 2010
Kandil Pastası
Kandil geldi, hoşgeldi, iyi ki geldi. Bir sürü tebriklerle, dualarla, güzelliklerle süsledi hayatımızı. Dün sabahki maillerin birinde önceden de okumuş olduğum bir yazı vardı ki, beni daha bir canlandırdı, daha bir şevklendirdi. Şükrolsun:
- 1 paket bitkisel margarin veya artık Amerika'da olduğumuza göre, yaklaşık 2 stick tereyağı
- 1 çay bardağı sıvıyağ (zeytinyağı tercihimizdir)
- 2 kaşık sirke
- 3 kaşık toz şeker
- 1 yumurtanın sarısı (beyazı yüzüne gidecek)
- 1 paket kabartma tozu
- (varsa) mahlep, bende yoktu :)
- 1 tatlı kaşığı tuz
- Aldığı kadar un (3.4 bardak kadar alıyor)
Hamuru yoğurup şekiller veriyoruz, biz kızımla KANDİL yazmayı tercih ettik. Sonra kızım hamurla oynadı da, oynadı. Yıldızlar, kuşlar, isimlerimizin baş harfleri... bir sürü şekil çıkardı ortaya:) Ben de hem kandil diye, hem de mutfağa eli alışsın diye, çıkarmadım sesimi. İstediğini yaptı.
Yüzünü yumurta akı ve susam ile buluyorsunuz ama, biz maalesef susam bulamadığımız için burada, her istediğimiz yerde, önceden de tedarik etmediğimiz için susamsız oldu bizim simitler.
Sonra bu nimetleri bize Verene şükrettik. Ve O'nun, bütün bu nimetleri adına yarattığı Efendimiz SAS e dualarımızı gönderdik...
Mübarek olsun...
Yazan: Bir Anne 0 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: AKWA, Bizden Size, Guzel Gunler, Kekler, Tatlilar
09 Şubat 2010
Gitmek mi Zor, Donmek mi Zor?
Bir şehri daha geride bıraktık. Şu kısacık ömür defterine bir kaç sayfalık bir bölüm daha yazıldı, bitti. Zaman zaman geriye dönülecek, sayfalar açılacak, okunacak. Okurken kah gözyaşı, kah gülümseme eşlik edecek sayfalara...
Ankara, biz seni sevmiştik, sende güzel insanlar var. İyi bak onlara.
Ölüm gibi geliyor bu ayrılıklar bana aslında. Ama nasıl? Zorluğundan filan değil (zorluğu tartışılmaz olsa da, ölümle karşılaştırmak doğru olmaz). Benim demek istediğim, her şeyin son buluyor olması. Ne yaptıysak, ne yaşadıysak, kimlerle tanıştıysak; iyisi de, kötüsü de bitti işte. Artık geri dönüp onları bir daha yaşayamayacağız. İyi ne varsa yaşadığımız, hepsi güzel birer anı; kötü ne varsa, hepsi birer pişmanlık olarak kaldı geride. Telafi edemiyeceğiz hiç birini. Ama umuyorum ki, kötü bir şey bırakmadık geride. Zaten hep böyle oluyor, bir zaman sonra geriye dönüp baktığımda hep güzellikleri görüyor, hep özlemle anıyorum eski mekanları. Ne güzel.
İnsanın alıştıklarından ayrılması çok zor. Bakın sevdiklerinden demiyorum, onlar her zaman gönüldeki yerlerindeler zira. Ama alışkanlıklar daha başka. Mesela sevdiklerini sıkça görebilmek zamanla bir alışkanlık oluyor. Güzel bir alışkanlık elbet. Ama onları görmeden yaşayama da alışabiliyor insan. İşte öyle bir şey...
Yeter ki sağlık ve gönül hoşluğu olsun, gerisine insan bir şekilde alışıyor gerçekten. Zaten çok fazla alışmak da iyi değil aslında, zira biraz fazla bağlanınca, Rabbimin şefkat tokadı iniveriyor ve artık tebdili mekan zamanınız geldi diye hatırlatıyor size. Olsun, o da güzel. Ne yapalım, biz de gideriz... Demek ki artık burada işimiz bitti. Başka yerlere gitmeli, yeni şeyler öğrenmeli, yenilikleri paylaşmalı, yeni insanlarla tanışmalı...
Heyecan iyidir derdi diksiyon hocamız, insanı canlı tutar. İşte o babdan, gurbet iyidir diyordu geçenlerde bir dostum da, insanı besler. Öyle gerçekten, insan sılada olunca, kendini biraz garantide hissediyor, hele ki etrafındakiler seninle aynı paralelde düşünüyorsa. Çokca çabalamak gerekmiyor, armut piş, ağzıma düş oluyor biraz.
Ama gurbetteyken öyle mi ya, duaların bile farklı oluyor, yakarışın, yakınlaşman... Daha dinamik olmak için kendini zorluyor insan. Elindekilere, aman yitiririm yoksa diye sıkı sıkıya sarılıyor.
Biz döndük, dolaştık, Tallahassee’ye geri döndük arkadaşlar, 1 sene Fransa, 2,5 sene Türkiye maceralarından sonra yeniden aynı şehre dönmek biraz garip tabi. Güzel mi? Tabi ki. Eski dostları yeniden görmekten daha güzel ne olabilir? Tek sıkıntı; toplanma, yerleşme ve bu arada yaşanılanlar. Onları da demek ki fazla dert etmemeliyiz, bunu hala öğrenemedik ya, hayırlısı... Dünya malı deriz, bırakıp gideceğiz deriz, ama, gelin görün ki, iş pratikte öyle olmuyor. Demek ki sindirememişiz hala.
Ama laf aramızda toplanma olmasa da işin yerleşme kısmını sevmeye başladım ben. Yeni bir mekan, yeni eşyalar, yeni her şey... adeta yeni bir sayfa açmak gibi... Aynı olan tek şey, ailemiz ve huzurumuz...
Hadi bismillah...
Yazan: Bir Anne 8 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Bizden Size, Dunya Kazan Biz Kepce, Gitmek mi Zor Donmek mi Zor
16 Aralık 2009
Hacc 2009
Hayatımız her zamanki gibi, yine sürprizler, müjdeler, değişimler, yenilikler... ama hep güzelliklerle dolu. Elhamdülillah...
Hiç beklemediğimiz bir anda, kaydımızı yaptırdığımız ama, kuranın bize çıkmadığı için ümidimizi çoktan yitirdiğimiz bir zamanda, bizi tahayyül ettiğimizden bile çok mesut eden, hayatımıza anlam katacak olan, hayallerimizi ve dualarımızı her daim süslemiş olan bir yolculuğa çıkıverdik.
Hemen hazırlanın dediler; şimdiye kadar çoktan hazırlanmalıydınız dediler; ya şimdi, ya hiç dediler; heyecanımız dinmeden apar topar götürdüler...
Gittik, gördük, mest olduk, döndük. Ne olduğunu anlayamadık, rüyada mıydık, yaşıyor muyduk? Aklımızı ve gönlümüzü orada bıraktık. Bıraktık ki, biz bir daha gidelim oraya, bir daha ve defalarca daha bir katre olalım ummanda... İnşallah...
Rabbim bütün gidenlerinkini mebrur eylesin. Gönlü orası için çarpanların ateşini hiç dindirmesin, ama vuslata erdirsin inşallah. Amin...
Daha fazla seyir için:
Yazan: Bir Anne 29 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Bizden Size, Guzel Gunler, Hacc
07 Ekim 2009
Erikli Tart
Yine bir kurtarma operasyonu. Bu sefer rağbet görmeyenler, haftalar önce aldığım mürdüm erikleri. Artık yumuşamaya başlayınca, onları da allayıp pullamak görev oldu, bakın sonuç nasıl oldu:Erikli tart için gerekli malzemeler:
Erikli sos için:
- yarım kilo kadar mürdüm eriği
- 1 kaşık nişasta
- 2 kaşık toz şeker
- 2/3 bardak kadar dövülmiş ceviz içi
Tart hamuru için:
- 125 gram tereyağı
- yarım paket kabartma tozu
- 3 kaşık toz şeker
- 1 yumurtanın akı (sarısını yüzüne süreceğiz)
- Aldığı kadar un
Üst hamur için:
- 1 yumurta
- 2 kaşık su
- 2 kaşık kadar tereyağı
- 1 veya 1.5 bardak un
Önce erikli sosu hazırlayalım:
Mürdüm eriklerimizi güzelce yıkayıp çekirdeklerini çıkaralım ve ezici yardımı ile püre haline getirelim. Püreden iki kaşık kadar alıp nişastayla karıştıralım. Nişastasız püreyi ocağa alıp pişirelim. Pişmesine yakın nişastalı püreyi ocaktakinin üzerine yavaş yavaş ekleyelim ve koyulaşana kadar ocakta tutalım. İyice koyulaşınca ocaktan alıp hafif ılınınca cevizleri ilave edelim.
Gelelim tart hamuruna:
Ben bir sıra gözetmedim açıkcası, malzemeleri derin bir yoğurma kabına alın ve güzelce yoğurun. Streçleyip buzdolabında yarım saat kadar beklemeye alın hamurunuzu.
Üst hamur için, yine benim usul, sıra filan gözetmeden malzemeleri alın kabın içine (unu eleyin filan derler ama, siz bilirsiniz tabi, ben elemedim:)) Bu hamuru da dolapta biraz dinlendirin.
Sonra, ilk hamurunuzu tart kalıbınızın büyüklüğünde açın. Kalıbı yağlayıp hamurunuzu güzelce yerleştirin içine.
Erikli sosu, hamurun üstüne boca edip üst hamuru da çıkarın dolaptan. Onu da açın ve ister ince ince kesin, ister şekilli merdaneniz varsa, onunla şekilli kesin, tartın yüzüne yakışır hale getirin bu hamuru da.
En üste başta ayırdığımız yumurta sarısını sürüp orta hararetli fırında yüzü kızarıncaya kadar pişirin.Afiyetle yiyin efendim, ağzınızın tadı hiç eksilmesin...
Yazan: Bir Anne 5 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Tatlilar
06 Ekim 2009
Yaban Mersinli Küçük Kekler
Blueberry Muffins, namı diğer:)
Bayramdaki Beypazarı gezimizde kızımın ısrarlarına dayanamıyarak aldığımız Yaban Mersinleri, alışık olduğumuz Blueberry tadını vermeyince, tabakta kalakaldılar. Her zamanki politikam; yenmeyen yiyecekler allanıp pullanıp, yeniden sunulmalı ve evdekileri şaşırtmalı, "aaa, bu o mu?" dedirtmeli:)) Şaka şaka, değerlendirmeli, israf olmamalı.
İnternetten aranıp bulunan Blueberry Muffin tariflerinden aklımıza en yatanı ve damak tadımıza en yakın olanı araştırılıp bulundu ve sonuç yüz güldürücü oldu. En azından kızım her zamanki gibi, "Anne, sen harika kek yapıyorsun" cümlelerini sıraladı, sonra da arkadaşlarına da bir kaç tane götürüp, "yaaa, işte benim annemin kekleri..." havalarına girdi yine:))))
Tarifimizi hemen verelim:
Malzemeler:
- 3 bardak un (tercihen 1.5 bardak beyaz un, 1.5 bardak kepekli un)
- 1.5 çay kaşığı kabartma tozu
- yarım çay kaşığı tuz
- yaklaşık 150 gram tereyağı
- 1 bardak şeker
- 2 yumurta
- 1.5 bardak toz şeker
- 1 limonun kabuğunun rendesi
- 1.5 bardak yaban mersini
Klasik kek gibi hazırlanır ve orta hararetli fırında pişirilir.
Afiyetle yenir.
Yazan: Bir Anne 11 Yorum Bu yaziya verilen linkler
29 Eylül 2009
Trabzon'un Neyi Meşhur
Ana memleketim Tokat'ın meşhurlarını yazdığım günden beri baba vatanına ihanet etmiş gibi hissediyor, fırsat kolluyordum hakkında yazmak için. Bu yaz Trabzon' yaptığımız tadına doyulmaz ama maalesef kısa süren seyahat bunun için iyi bir vesileydi ama, günlüğüme yansıması biraz zaman aldı. İyi de oldu aslında, babamların gelirken yüklenip getirdiklerini de görüntülemiş oldum böylece.
Benim gördüğüm, bildiğim, hatırladığım Trabzon'u sizinle paylaşmak istiyorum. Fındığı, tereyağı, fasulyesi, Sümelası, Uzun Gölü, Sürmenesi, Hamsi Köyünün sütlacı, Atatürk köşkü, keşanı, bakır işleri... zaten bütün dünyanın bildiği güzellikler. Sizden de rica ediyorum, varsa başka bir bilgi bu güzel şehirle ilgili bildiğiniz, lütfen eklemeyi ihmal etmeyiniz.
Keyifli seyirler...
Yazan: Bir Anne 15 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Dunya Kazan Biz Kepce, Karadeniz, Memleketim
12 Eylül 2009
Tepeden Baktıklarımız
Yazan: Bir Anne 0 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Ankara Ankara Guzel Ankara, Cote d'Azur, Dunya Kazan Biz Kepce, Endulus, Fransa Alpleri, Paris
28 Ağustos 2009
Ramazan'da AKWA, AKWA'da Ramazan

Kimine göre gönül eğlendirmenin ve gün boyu boş kalan mideleri nasıl doldursak diye düşünmenin dışında, adeta bir alıştırma, güzel müslüman olma çalışması ve tatbikatı olan bu bir aylık zaman dilimini güzel değerlendirebilmek hepimizin muradı olmalı. İnşallah.
Bendeniz son zamanlarda AKWA mızla iştigal ededurayım, buralar yine öksüz kaldı. İçim elvermedi, koştum geldim de sizi de buyur edeyim dedim. Gelin AKWA' da birlikte olalım, birbirinden değerli kalemlerin ucundan dökülenleri okuyalım. Söylemiş miydim, editörlerinden biri olduğumu AKWA' nın. Şimdi anlaşıldı, neden bu kadar anlattığım, değil mi? :)
Yazan: Bir Anne 0 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: AKWA, Bloglar Arasi
15 Haziran 2009
Tatilden Hemen Önce
Artık uzun aralar vermeye o kadar alıştık ki, klasik girişimi yapmak biraz fazla klasik olacak:) Uzun bir aradan sonra yeniden buradayız demek yerine, kısa bir girişle buradayım desem daha yerinde olacak galiba, ne dersiniz.
Yazan: Bir Anne 12 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Bizden Size, Hayatin Icinden, Tatlilar
02 Mayıs 2009
Aşure Salatası
Yine uzun süren bir aradan sonra burada olmak güzel. Bu kış her zamankinden daha yoğun ve hareketli geçti. Yaklaşan yazla birlikte dönem sonu etkinliklerimiz artsa da, paylaşılası birikimlerin en seçmesinden seçilen bir kaç kare ile kaldığımız yerden devam edelim istiyorum.
- acaba ne var evde deyip, araştırınca bulduğu bir bardak ince bulguru kaynar suda ıslattı
- içine evde ne yeşillik varsa; nane, maydanoz, marul, azar azar doğradı
- bir kutu nohut, bir kutu meksika fasulyesi, bir kutu mısır konservelerini süzüp karışıma ekledi
- bir kaç dilim turşu,
- biraz tuz, karabiber, zeytinyağı,
- bolca çörek otu, kimyon ekledi
Teşbihte hata olmazsa eğer Nuh As. ın gemisinde arta kalanlarla pişen mübarek Aşureyi hatırlattığı için adına da Aşure Salatası dedi.
Afiyet, şifa olsun...
Yazan: Bir Anne 14 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Bizden Size, Hadis-i Serif, Hayatin Icinden, Salatalar
31 Mart 2009
Hasan Pasa Koftesi
- Yarim kilo kiyma
- 2 dilim bayat ekmek veya 1 cay bardagi irmik
- 1 kuru sogan
- 1 yumurta
- Tuz, Karabiber, Kimyon
Pure Icin;
- 3-4 adet patates
- Sut
- Tuz
Domates Sosu icin;
- 3 domates
- Zeytinyagi
- Tuz, Karabiber
Kiyma, bayat ekmek (veya irmik), yumurta, rendelenmis kuru sogan, tuz, karabiber ve kimyondan mamul kofte harcimizi hazirlayalim.
Bu arada patateslerimizi haslayalim. Kabuklarini soyalim. Patatesleri rendeleyelim, sut ve tuz ilavesi ile pure haline getirelim.
Koftelerimize ceviz buyuklugunde topcuklar halinde sekil verelim. Yagladigimiz firin tepsimize dizelim. Ortalarina patates puresini paylastiralim.
Orta hararetli firinda yaklasik 25 dakika kadar pisirelim.
Domates sosu icin, domateslerin kabuklarini soyalim (domates yerine kisin salca da kullanabiliriz) Domatesleri rendeleyelim veya mutfak robotunda ince ince kiyalim. Tencereye alalim, zeytinyagi, tuz ve karabiber ekleyip sos kivamina gelinceye kadar pisirelim. (Domates yerine salca kullanirsak su ile seyreltmemiz gerekecektir)
Firindan cikan koftelerimizin uzerine sosu gezdirerek servis yapalim.
Afiyet olsun.
Ayrica Gitmek mi Zor, Donmek mi Zor'da Bir Annenin yeni Amerika maceralari var, kofteleri yerken okumak isterseniz, buyrun:)
Yazan: Bir Anne 8 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Et Yemekleri
Gidiş Yolu-2
Bugün size bu yazıyı nereden yazıyorum biliyor musunuz? NewYork JFK havaalanından. Uçağın kalkmasına daha 2 saat var, burada bekleyip dururken yaklaşık 11 yıl öncesini hatırladım. Siz de hatırlarsınız o günü, hani yanımda 8 aylık cici kızımın, 4 yaşlarındaki akıllı bıdık oğlumun olduğu gün. Ama siz o günün sadece Türkiye’de yaşanılan kısmını biliyorsunuz değil mi?
Amerika kısmını, bu ülkeye ilk adım atışımızda neler olduğunu; sıcak, nemli ve sıkıcı bir hava eşliğinde ve pasaport işlerine bakan polislerin soğuk bakışları altında, kızımın 10 küsür saatlik uçak yolcuğu sırasında ağlamayıp ağlamayıp pasaport kontrolü esnasında kendini ve beni perişan edişini bilmiyorsunuz siz. Sonra valizlerimi alırken neler olduğunu; ne kucağımdan minik bebeğimi, ne elimden canım oğlumu bir yerlere bırakamamamı, o koca koca valizleri üçümüz birlikte kaldırışımızı, valizleri taşıyan arabanın devrilmesini, sonra benim oracıkta oturup ağlamak istediğimi, ama aldığım duaların benden üstün geldiğini ve hiç beklenmedik anda bir sürü insanın bana yardıma koşuşunu ve sonrasında işlerimin ne kadar rast gittiğini bilmiyorsunuz siz. Hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden aktı gitti şimdi.
O günden bu güne çok şey değişti tabi. Çocuklar büyüdüler, biri boyumu çoktan geçti, diğeri de geçecek, yakındır. Söylemiştim ya, Amerika’dan ayrıldık, Fransa’da durakladık, sonra vatana yerleştik. Amerika’dan ayrılalı 3 yıl olmuşken geciken yeşil kart işlemlerim için tek başıma katlandım bu uzun ve yorucu yolculuğa. (Hikayenin bu kısmı çetrefilli biraz, yeşil kart hakkındaki düşüncelerimi belki bilahare yazarım size, bakalım.) Yaklaşık bir haftadır buradaydım, şimdi dönüyorum. Dönüşde şimdilik bir problem yok gibi ama, gelirken yaşadiklarım beni hayrete ve dehşete düşürdü, sizinle asıl paylaşmak istediğim de buydu zaten.
Bilhassa 11 Eylülden sonra Amerika’da insanların yabancılara bakışlarının değiştiğini ya duymuş, ya da okumuşsunuzdur. Kimileri merakla, kimileri de nefretle bakmaya başladılar yabancılara, bilhassa da müslümanlara. Kendi rahat yapımdan mı bilmiyorum, ben fazlaca muhatab olmadım nefret bakışlarına, ya da ne bileyim belki de oldum da ya farketmedim, ya alıştım, ya da umursamadım, dedim ya rahatım diye…
Velakin şu göçmenlik işlerine bakan polisler ve görevliler var ya, onlar sizin bu nefreti iliklerinize kadar hissetmeniz için elllerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Amerika’da yaşadığım yıllarda da bu görevlilerde bir tuhaflık oldugunu az biraz farketmiştim ama, bu kadar ileri gidebileceklerini hiç mi hiç tahmin edemezdim.
Eğer yeşil karta hak kazanmış ama kartınız henüz elinize geçmemişse veya Amerika’ya turist vizesinden farklı bir vizeyle (iş vizesi gibi) giriyorsanız ya da ne bileyim sadece yapacaklari iş kadarını bilen o ahmak polisler için biraz karışıksa durumunuz, pasaport kontrolünden hemen sonra, sizi ayri bir salona alıyorlar. Oraya girince sanki bambaşka bir alemdesiniz. Amerikalıların o yapmacık sırıtışları yok bu polislerin yüzünde. Tam tersi asık suratlar, kızgın bakışlar karşılıyor sizi. Amerika’da görmeye alışık olduğunuz o rahatlatıcı ortam kesinlikle yok burada.
Herkes gibi ben de beklemeye başlıyorum, neyi ve kimi beklediğimi bilmeden. Parmak izin alınacak dediler ama, çok da doyurucu bir açıklama yapmadılar doğrusu. Benimkiyle birlikte bir kaç kişinin daha pasaportu, başında kimsenin olmadığı bir masada öylece duruyor. 2 saat içinde yetişmem gereken diğer uçuşu kaçıracak olma ihtimali zihnimi kurcalayıp dursa da, elim mahkum, bekleyeceğim. Bir sonraki uçuşda –eğer varsa- yer bulabilirim belki ama, bunlardan öldür Allah cevap alamam, onu kesin biliyorum. Engelli yolcularla ilgilenen, Hindistanlı olduğunu sandığım bir kadına soruyorum: “Daha uzun sürer mi acaba?” gibilerinden. Hayretler olsun, ona ne oluyorsa, “ben bilmem, işlerini yapıyorlar işte, bekleyeceksin” havalarında beni bir tersliyor ki, sinir oluyorum.
Diğerleriyle yolculuk ve yeşil kart hikayelerimizi paylaşmaya başlıyoruz. Görüyorum ki, yanımdaki üç beş türkün arasından ingilizce bilen tek kişi benim. Aman ne olur bize yardım et demeye başlıyorlar. Üzülüyorum, kendi eski günlerim geliyor aklıma. “Tabi ki” diyorum, “seve seve”. Zira hazır yabancı dil biliyor olmanın zekatını ödeme fırsatı düşmüş elime, kacırır mıyım?
Bu arada diğer tarafta bir kaç polis, başkalarıyla ilgileniyor, pasaportlarına damga vurup gönderiyorlar. Orada kimse beklemiyor, gelen gidiyor. Merak ediyorum, ne ola ki diye? Nihayet sıra, yakınlarımda oturan bir beye geliyor, onu da bu hızlı işleyen masadan çağırıyorlar. Sanırım İranlı, en azından pasaportundan ben öyle sanıyorum. Adamcağız ingilizce bilmediği için, polisle bir türlü anlaşamıyor. Polis onun öğrenci olduğunu düşünerek, okuldan verdikleri belgeyi soruyor, adam dosyasına bakıyor, arıyor… ama istenilen belgeyi bir türlü bulamıyor. Polis ses tonunu yükseltiyor, tane tane konuşmaya çalışıyor, ama çok kızgın, sanki adamı dövecek gibi: “Git, yerine otur, o belgeyi çabuk bul gel…” gibi kaba tavırlarla bir şeyler söylüyor adama. Adamcağız yerine oturuyor. Aradan 5-10 dakika geçiyor geçmiyor, sira yine o beye geliyor. Yine aynı hikaye: “Where is the paper they gave you from the school? (1) ” diye soruyor polis, “bulamadın mı daha?”. Adamcağız başka başka kağıtlar uzatıyor polise ama, o, kaba tavrını sürdürüyor ve adeta ittiriyor adamın elini, “bunlar değil” diyerek.
Adamcağız çok seviniyor, bana teşekkürler ediyor. 40 lı yaşlarda bir beyefendi bu. Polis beyin sandığının tersine Amerika’da okumuyor, North Carolina’da bir üniversitede düzenlenen bir müzik etkinliğine katılmak için geliyor Amerika’ya. Türkçeyi benim kadar iyi konuştuğu ve Türkiye’de yaşadığı kesin, ama milliyetini bilemiyorum. Amerika’da seminerler ve konserler verecek, zira kendisi profesyonel bir müzisyen. “CD lerimi gösterebilirim” diyor, sevecen ama çekingen bir tavırla. “Hiç işe yaramaz” diyorum, “baksanıza ne kadar ters birisi, siz size gönderilen kağıdı verin yeter.” Kağıt yok, bir şekilde ulaşmamış beyefendiye, ya da kaybetmiş, emin değil kendisi de. Tamam, bu hatayı kabul ediyor ama, onun da yetişmesi gereken baska bir ucuş var ve zaman da hızla akıp geçiyor. Polis hiç mi hiç oralı değil, “He screwed up (3) ” diyor, başka bir şey demiyor. “Bekleyeceksin” diyor, “en azından bir saat sürer işlemlerin”. Çaresiz koltuğuna dönüyor beyefendi, beklemeye devam ediyoruz.
İyice sinir küpü oluyorum ama, onların ekmeğine yağ sürmemek için kendimi kontrol etmeye çalışıyorum. Böyle olmamalı diyorum, ne hakları var bu kendilerini dünyanın hakimi sanan şahıslarin, diğer insanları bu denli aşşağılamaya? Belli ki karşısındaki kendi alanında saygın bir isim ve bu ülkeye geliş amacı keyfi de değil, bilgi ve tecrübe alışverişi yapmak için burada. El üstünde tutulması gerekmez mi onun? Hayretler olsun… Üstelik eksik belgeyi telafi etmenin bağırıp çağırmaktan başka bir yolu da olmalı değil mi?
Ben bu düşünceler içindeyken bizim pasaportların olduğu masayla ilgilenmek için zenci bir polis geliyor. Bu da kabalıkta diğerinden hiç aşağı kalır değil. O Hindistanlı kadının ilgilendiği ve yine İranlı olduğunu sandığım yaşlı bayanın parmak izini alırkenki tavırları beni bu denli emin söylettiriyor. Kadıncağız, yüzünde bir gülümseme, hatta ses tonunda hafif bir kahkahamsı gülüş ile karşılık veriyor polise. Kahkaha bir yana dursun, gülümsemeye bile tahammülü olmayan bu yeni polis, kadını öyle bir tersliyor ki, “bu kadar da olmaz” diyorum. “Kes şunu, yoksa seni şu kapının arkasında bekletirim” diyor. Ama kadıncağızın ya sinirleri gevşemiş ya da onun şaka yaptığını sanıyor, hiç aldırmıyor. Hafif hafif kikirdiyor tabiri caizse:)
Sıra bir Türk hanıma geliyor, oncağızım da bana ingilizce konusunda yardım et diyenlerden. Korkudan yanlarına varamıyorum ama, kulak kabartıp iyice dinliyorum ne diyor adam diye, ihtiyaç durumunda hemen kalacak gibi de bekliyorum. Tek yaptığı, parmak izi almak ve bir kağıda isim yazdırmak. Parmak izini alırkenki tavrı çok kötü. Hiç bir şey konuşmadan veya işaret bile etmeden elini çekiyor kadının, parmağını tutuyor ve sert bir şekilde bastırıyor mürekkebe, sonra da ötedeki kağıdın üstüne. Adeta sürüklüyor onu sağa sola. Es kaza elini biraz sıkı tutmuşsa kadın, kızıyor, bağırıyor. Elini serbest bırakmasını istiyor. Kadıncağız yine kibarlığı elden bırakmıyor, ama ses tonunda alaycı bir tavır da sezmiyor değilim: “Thank you” diyor polise. “Don’t thank me, I’m not done yet (4) ” diyor ve devam ediyor. Sinirim iyice tepeme vuruyor. Bizim Türk hanımın işi 2-3 dakika içinde bitiyor. Sırada ben varım, önceden parmak izi verme tecrübem olduğu için kendimi hiç sıkmadan elimi hemen uzatıyorum. Hiç konuşmuyorum, en fazla 1 dakikamı alıyor bu iş benim. Teşekkür filan etmeden, koşarcasına ayrılıyorum oradan. Allah bir daha düşürmesin bunların eline diye dua ederek.
Gümrükten problemsiz geçiyorum, zaten elimde, içinde bir kaç eşyamın olduğu küçük bir bavuldan başka bir şey yok. Aklımda bin bir düşünce, diger uçuşu yakalamak için kapıya doğru koşuyorum.
Diğer uçuşum esnasında uyanık kaldığım zamanlarda (10 saatlik yorucu yolculuğu ve Türkiye’de çoktan gece olduğunu düşünürsek uyuya kalmamak mümkün değil tabi) hep bu olan biteni düşünüyorum.
Sonunda acizane vardığım nokta şu: İlk ve altın kural; bunların dillerini çok iyi konuşacaksın. İkincisi; kesinlikle kendinden emin ve vakur olacaksın. Ezik durmayacaksın bunların karşısında. Bir müslümana da yakışır şekilde nezaketi de elden bırakmadan, ezdirmeyeceksin kendini. Bir de tabi, buraya ne amaçla geldiğini düşüneceksin, artıları ve eksileri sürekli değerlendireceksin. Dünya geçici, ömür kısa. Bu fani alemde niyetini sürekli kontrol etmez, gidişatın iki dünya saadetini kavi kılacak şekilde devam ettiğinden emin olmaz, iki kuruşluk menfaat icin boynunu bükersen, değil sadece Amerikan polislerine bütün aleme oyuncak edersin kendini ve şerefini, vesselam…
Yazan: Bir Anne 2 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Gidis Yolu, Gitmek mi Zor Donmek mi Zor, Gocmenlik, JFK havalimani, Yesil Kart
08 Şubat 2009
Peynirli Kabak Kayığı
Üzüntüler, sevinçler, özlemler, yeni ümitler, hastalıklar, sağlıklı, mutlu, sevilenlerle geçirilen tadına doyulmaz günler... hayat tecrübemizi artıran ve zaman zaman kulluğumuzu sınayan bir çok olay... İnsan her şeye alışıyor, her şeyi kabulleniyor. Günler geçiyor, herkes bu sahnede rolünü oynuyor. Bu günlerde oynadığımız rolde repliğimiz epeyce fazlaydı, o yüzden ekstra oyunculuklara soyunamıştık. Ama ne olursa olsun kısa bir mola verip bir merhaba diyecek kadar bu sahnede yeniden yer almak güzel. Özlem gidermek de...
Aslında bazen günlüğümde fazlaca yemek yayınlamak rahatsız eder beni. Ben buna hiç bir zaman yemek bloğu demedim (demekte bir sakınca olduğundan değil elbet) ama, insanlarla ilişkimin çok afedersiniz sadece boğaz yoluyla olması her zaman sıkmıştır beni, o yüzden. Ama sonra düşündüm, aslında bunda yanlış hiç bir yön yok. Zira yemek ve ikram hem milli hem de dini kültürümüzün vazgeçilmez bir yanı olmuştur her zaman.
İşte bu yüzden yeniden buradayım, eskisi gibi her telden çalmak için, eskisi gibi sadece "Bir Anne" olduğum için, eskisi gibi yavrularımı ve dünyanın bütün yavrularını önemsediğim ve onlara daha güzel bir gelecek bırakmak istediğim için. Burada bütün yapmaya çalıştıklarım inanın sadece bunun çabalamalarından başkası değildir...
Şimdi gelelim kabağın faydalarına:) Bunun kabakla ne ilgisi mi var? Kabak benim en sevdiğim sebzelerden biridir ve gerçekten lezzetli ve sağlıklıdır da ondan. Sağlıklı anneler, sağlıklı yavrular, sağlıklı aileler için buyrun sağlıklı ve kolay bir kabak tarifine:
Malzemeler:
- 6 adet kabak
- Bir büyük kase beyaz peynir ve çökelek karışımı
- (isteğe göre) Biraz sucuk
- Maydanoz
Yapılışı:
Kabaklar kayık şeklide oyulur. (İçlerini saklayın, onları gelecek tarifte kullanacağız:) Kabaklar tuzlu suda hafif haşlanır. Maydanoz ince ince kıyılır, peynirle karıştırılır. Kabakların içine doldurulur. Üzerlerine sucuk dilimleri konulur. Hafif yağlanmış tepsiye dizilir. Orta hararetli fırında üzerleri hafif kızaran kadar pişirilir.
Yazan: Bir Anne 31 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: Kolay Yemekler, Sebzeli Yemekler
16 Ocak 2009
Harçlıklar ve Boncuklar Filistin'e
Ne hakkı var bu insan müsvettelerinin dünyayı bu hale getirmeye? Ne sanıyor bunlar kendilerini? Hiç yoktan gelip oturdukları toprakları asıl sahiplerine nasıl dar ederler? Nedir bu gidişin sonu?... Bu ve benzeri sorular hepimizin zihninde. Çaresizlik, nefret, kabullenememe, üzüntü... bu duyguların peşinde, günlerdir gözlerimiz kan çanağı olmuş, elimiz işe gitmez, boğazımız lokma yutamaz olmuş neye yarar?
Yazan: Bir Anne 13 Yorum Bu yaziya verilen linkler
Konu Basligi: El Emegi Goz Nuru, Filistin, Hayatin Icinden




